Site Rengi

DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 9°C
Yağışlı

KUR’ÂN-I KERÎM ve PEYGAMBERİMİZ. (2)

17.04.2019
A+
A-

Allah?a hamd, rasu?lu?ne, O?nun a?l ve asha?bına sala?t ve sela?m eylerim.

-TAKDİM-

Allah’a hamd, rasûlüne, O’nun âl ve ashâbına salât ve selâm eylerim.

Üniversiteden emekliye ayrıldıktan sonra, başta Ensar Vakfı olmak üzere hayra hizmeti amaç edinen bazı vakıf ve derneklerin organize ettiği guruplara haf- tanın hemen her gününde hadîs okumaları yapmaya başlamıştım. Beş yıldır devam eden bu hizmetin yapıl- masına samimi teşvikleriyle vesile olan Ahmet Çakır hocayı burada şükranla anmam gerekir.

Hadîs okumalarını pilanlarken, özellikle Kur’ân-ı Kerîm’in Peygamber efendimiz hakkında neler söyledi- ğini ilk ders olarak vermenin faydalı olacağını düşün- düm. Gerçi herkes Kur’ân okuyor, fakat özellikle Hz. Peygamber’in sünneti ve hadîsleri konusunda yoğun tartışmaların yapıldığı bir dönemde, âyetlere kimsenin karşı çıkamayacağını düşünerek yine de onları görme- nin faydalı olacağı kanaatine vardım.

İşte elinizdeki bu kitapçık, o düşüncenin ürünüdür. Kitap, Sultanahmet Vakfı Darülhadîsi’nde yapmış oldu- ğumuz Hadîs okumalarının ilk ders notlarını ve ekleri- ni muhtevidir. Pek çok dostumuz bunların toplu olarak bir kitapçık halinde yayınlanmasının faydalı olacağında ısrarlı oldular. Bu ısrarlar da, bu hizmetin gerçekleşmesine vesile oldu. Kitapçığın son bölümüne de, Hz. Pey- gamber’in vahiyle irtibatını gösteren bazı örnekleri koymanın faydalı olacağını düşündüm.

Bu küçük kitapçığın neşrine vesile olan Hacı Arıcı beyefendiye ve finansmanını sağlayan dostlarıma teşekkür ediyorum.

Prof. Dr. Kemal Sandıkçı
 

PEYGAMBER EFENDİMİZ VE SÜNNETİ

Bilindiği üzere İslâm dininin iki temel kaynağı vardır: Allah’ın Kitabı ve Allah Rasûlü’nün Sünneti.

İslâm bunlarla kaimdir. İslâm dininin hurâfelerden uzak, sahîh ve sağlıklı bir şekilde kıyâmete kadar devam edeceğinde hiç şüphe yoktur, çünkü bu konuda Allah’ın garantisi vardır. Buna göre İslâm’ın iki temel kaynağı olan Kitap ve sahih sünnetin de kıyâmete kadar devam etmesi gerekir. Yüce Allah’ın, gönderdiği son ve ekmel dinin iki kaynağından birini koruyup öbürünü kayba mahkûm etmesi, ilahî irâdeye uygun düşmez. Kanâatimizce Müslümanların tarihî rolleri de bu kaybı önlemeye yeterlidir.

Hemen her devirde Rasûlullah’ın (as.) hadîslerine eleştirel bir gözle bakan insanlar olmuştur. Eleştiri hiç şüphesiz ilmin temelidir. Ancak bunun da mutlaka bir ölçüsü olmalıdır. Bu ölçüyü hadise uyarladığımızda; gözü kapalı bir eleştiriyi makûl görmek mümkün olmadığı gibi, hiçbir şeyi eleştirmeden her rivâyeti gözü kapalı kabul etmek de makûl değildir. Zira şüphe ve eleştiri, ilmin en temel kuralıdır.

Eleştiriyi mutlak anlamda merkeze almamak gerekir, eğer merkeze alınırsa âlemde eleştirilemeyecek hiçbir şey kalmaz. Dolayısıyla eleştiride âdil, ölçülü ve insaflı olmak gerekir. Mutlak eleştiriyi hadise tatbik edecek olursak, bu bizi mütevatir de olsa hadisi reddetmeye götürebilir, öte yandan son derece zayıf bile olsa kendi mantalitemize uygun düştüğü için bizi o son derece zayıf hadîsi delil kabul etmeye inandırır. İmanî açıdan meseleye baktığımızda şunu söylemeliyiz: Mutlak eleştiri anlayışının ucu, Allah’ın ve Rasûl’ünün kelamını eleştirmek sonucuna varmamalıdır. Şunu da unutmamak gerekir: Hadîsi söyleyen ağız ile Kur’ân’ı bize nakleden ağız, aynı ağızdır.

Eleştiri kadar, anlamaya çalışmayı da düşünmemiz gerekir. Çünkü usul kriterleri açısından sıhhat şartlarını taşıyan bir rivayeti, gözü kapalı Kur’ân’a ve akla aykırı görmeden önce onu anlamaya çalışmak da bilimsel bir anlayışı gösterir. Zira bir hadîsi akla ve Kur’ân’a aykırı görmekte; ya kendi mantalitemizle uyuşmadığı için öyle anlamış olmak ihtimali; yahut çok sathî bir değerlendirme ile yetindiğimiz için ilk bakışta hadîsin Kur’ân’a aykırıymış gibi görünmesi ihtimali; yahut da konjonktürel değerler ve hâkim kültür ile şekillenmiş olan zihin yapımızda meydana gelen algılama farklılığı bizi böyle bir anlayışa götürmüş olma ihtimali vardır.

İnsanlar genelde her asrın konjonktürel yapısına, kültürel değerlerine ve mantalitesine göre farklılık arz eden bir anlayışa sahip olurlar, her şeyi de bu anlayışa göre değerlendirmeye çalışırlar. Bilmek icabeder ki bunların
hepsi değişkendir. İslâm ise konjonktürel mantaliteye asla teslim olmayan ve kendi sâbiteleri olan bir dindir; hiçbir Müslüman bunları kendi mantalitesine göre değişime uğratamaz. Peygamber efendimizi kendi değer yargılarına ve konjonktürel mantalitesine göre konuşturmak kimsenin haddi değildir. Dolayısıyla Hz. Peygamber’e âidiyeti sabit olan bir hadîsin, asrın konjonktürel yapısına aykırı düşse bile, selim akla ve Kur’ân’a aykırı olması hiçbir Müslüman’ın kabul edebileceği bir keyfiyet değildir.

Peygamberimiz;
ِِِ
أ َ لا َ إ ِ نّ أ ُ و ت ي ُت َ ه َ ذ ا ا ل ْ ك ت َ ا َب َ و م ث ْ ل َ ه ُ َ م َ ع ه ُ .

“Bana bu Kitap ve onunla birlikte onun bir benzeri de verilmiştir”1 buyurmaktadır. Hattâbî ve Beyhakî, hadîsteki bu ifadenin iki manaya muhtemel bulunduğunu söylerler:

1- Hem lafzı ve hem manası vahiy mahsûlü olan Kur’ân verildiği gibi; sadece manası vahye dayanan, lafzı Hz. Peygamber’e ait bulunan sünnet de verilmiştir.

2- O’na Kitâb verildiği gibi onun açıklama yetkisi, yani hâssı ta’mîm, âmmı tahsîs, onda bulunmayan hükümleri koyma izni de verilmiştir. Dolayısıyla, kendisiyle amel etme açısından ve hüküm koyma bakımından Sünnet de Kur’ân gibidir.

1 Ebû Davud, Sünnet, 6/4604; Tirmizî, İlim, 10/2664. 11 Hemen hemen bütün İslâm âlimleri, delil olma bakımından Sünneti Kur’ân’dan ayırmamışlar, her ikisini de aynı görerek “nass” adı altında mütalâa eylemişlerdir.
Hadîs, özellikle Müslüman kimliğini oluşturmak konusunda çok önemli bir kaynaktır. Çünkü pratik hayatın en detay davranışlarına varıncaya kadar bilgiler vermektedir; hadîslerde eve, câmiye, okula, lavaboya hangi ayakla girilip hangisiyle çıkılacağına, yatağa nasıl yatılacağına varıncaya kadar her türlü bilgiyi bulmak mümkündür. Bunlar farz olmamakla birlikte Hz. Peygamber’in hayat tarzı olması münasebetiyle Müslümanlar için özel bir öneme sahiptir. Bu bilgilerin tümü de Müslüman kimliğini oluşturmaktadır.

Sömürge dönemlerinde İslâm dünyasına çöreklenen müsteşriklerin özellikle hadîs alanına ilgi duymaları sadece Müslümanları kontrol altında tutabilmek amacına matuftu. Batı sömürgeciliğinin İslam dünyasında karşılaştığı reel politik şartlar, onları hadîse yönlendirmiştir. Amaç, kontrol altında tutabilmek için mü’minleri kendi kimliğinden koparmaktı; bunun yolu da onların kimliğini oluşturan hadîsin güvenilmez olduğu inancını yerleştirmekti. Çünkü hadîs Müslüman kimliğini oluşturuyor, aynı zamanda onlara yabancı kültürlere karşı mukavemet gücünü veriyordu. Hindistan’da Şah Veliyyullah’ın başlattığı hadîs merkezli çalışmaların, İngilizlere karşı cihâd hareketine dönüşmesi, bu iddianın haklılığını gösterir.

Hadîs aynı zamanda asr-ı saâdeti günümüze taşıyan, Müslümanlar arasında ümmet şuûrunu oluşturan, dış baskılara karşı ihyâ hareketlerine vücut veren ve İslâm ümmetinin kültürel kimliğini inşa eden ana faktördür. Bu itibarla sömürgecilerin özellikle Hz. Peygamber’in sünnetini devre dışı bırakma gayretleri yadırganmamalıdır.

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.