Site Rengi

DOLAR 6,0534
EURO 6,5602
ALTIN 308,3
BIST 120.151
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Çok Bulutlu

KUR’ÂN-I KERÎM ve PEYGAMBERİMİZ. (4)

25.04.2019
A+
A-

Hz. Peygamber?e İtâat ve İttibânın Zorunlu Olduğu Kur?ân-ı Kerîm?de Allah?a itâati emreden âyetlerin hemen tamamında Hz. Peygamber?e itâat emri de yer almaktadır. Ayrıca çeşitli âyetlerde Rasûlullah?a (as.) tâbi olunması da emredilmektedir. Peygamber efen

Hz. Peygamber’e İtâat ve İttibânın Zorunlu Olduğu Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’a itâati emreden âyetlerin hemen tamamında Hz. Peygamber’e itâat emri de yer almaktadır. Ayrıca çeşitli âyetlerde Rasûlullah’a (as.) tâbi olunması da emredilmektedir. Peygamber efendimizin konumunu doğru şekilde anlayabilmek için Kur’ân-ı Kerîm’de sık sık tekrarlanan “iman” ve “itâat” ve “ittibâ” kavramlarını dikkatle düşünmek gerekir. Bu konudaki âyetlerden bazıları aşağıdadır

1- “Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr eden kimse iyice sapıtmıştır.”9 Bu âyet-i kerimede Cenâb-ı Hak, Allah’a imanın yanında Hz. Peygamber’e imanı da emretmektedir. Hz. Peygamber’e inanmak demek, tarihin bir döneminde Abdullah’dan olma, Âmine’den doğma Muhammed adlı bir çocuğun dünyaya geldiğini, peygamber olduğunu, yeni bir din getirdiğini, müşriklerle savaştığını kabul etmekten ibaret değildir; O’nun söylediklerini kabul ve tasdik etmek ve bunların doğruluğuna inanmaktır. Bu husus, sadece Hz. Peygamber’in kendi çağdaşları için değil, kıyâmete kadar herkes için şarttır. 

2- “De ki: Siz gerçekten Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır.

Allah’ı seviyor sayılmak ve Allah’ın da bizi sevmesini ve günahlarımızı bağışlamasını sağlamak için, Peygamber’e tâbi olmak gerekir; bunu da Cenâb-ı Hak emretmektedir. Tâbi olmak ise; birinin verdiği emir ve yasaklara uymak demektir. Eğer Hz. Peygamber’den bana sahih olarak bir şey gelmedi ise, ben O’na nasıl tâbi olabilirim? Cenâb-ı Hak, kendisini seviyor sayılmamız için Rasûlullah’a (as.) tabi olmamız gerektiğini haber vermektedir. Hiç şüphesiz bu sadece Peygamber efendimizin yaşadığı dönemdeki insanlara hitap etmemekte, sonraki dönemleri de kapsamaktadır. Öyleyse Peygamber efendimize tâbi olmayı gerektirecek sünnet hazinesi sonraki dönemlere de sahîh şekilde ulaşmış olmalıdır; çünkü başka şekilde O’na tâbi olmanın yolu yoktur. Sonra Allah, Hz. Peygamber’e tabi olmanın karşılığında bize iki şey vaad etmektedir: Biri Allah’ın bizi sevmesi, diğeri de günahlarımızı bağışlamasıdır. Bu iki bahtiyarlıktan kimse mahrum olmak istemez herhalde. 

3- “Peygamber’e itâat eden, Allah’a itâat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.”11 Bu âyet-i kerimeye göre, Hz. Peygamber’e itâat etmek, Allah’a itâat etmektir. İtâat ise; verilen emirlere uymak demektir. Eğer Peygamber efendimizden bize sahîh bir emir ve yasak gelmedi ise, O’na nasıl itâat edeceğiz? Bu durumda bu âyetin maksadı tahakkuk etmemiş olur. Elbette böyle bir ihtimal söz konusu değildir; Allah’ın buyruğu gerçekleşmiştir, Rasûlullah’ın (as.) buyrukları da en azından gerekli olduğu kadarı sonraki nesillere sahîh bir şekilde ulaşmıştır. Âyetin son cümlesi ise çok ağır bir tehdit ifadesidir; “Kim yüz çevirirse, biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.” Bu cümle gerçek anlamda bir tehdit manası taşımaktadır. 

4- “Allah’a itâat edin, Peygamber’e de itâat edin. Yüz çevirirseniz bilin ki, elçimizin görevi sadece açıkça duyurmaktır.

Bu âyet-i kerimede de önce Hz. Peygamber’e itâat emredilmekte, sonra da Rasûlullah’a (as.) tâbi olmayanlar için bir tehdit manası bulunmaktadır. Tekrar etmek gerekir ki ne âyetin ve ne de sünnetin sadece o dönemde yaşayan insanlara hitap etmiş olması söz konusu değildir. Bu durumda itâat ve ittibâı gerektirecek sünnet hazinesinin sonraki nesillere de ulaşmış olması gerekir.

5- “Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Rasûlüne davet edildiklerinde müminlerin sözü ancak “işittik ve itâat ettik” demeleridir. İşte bunlar asıl kurtuluşa erenlerdir. Her kim Allah’a ve Rasûlüne itâat eder, Allah’a saygı duyar ve O’ndan sakınırsa, işte asıl bunlar bedbahtlıktan kurtulanlardır.”13 Bu âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak bizi Hz. Peygamber’in hakemliğine davet etmekte, sonra da bedbahtlıktan kurtulup kurtuluşa ermek için Rasûl’e itâatin şart olduğunu söylemektedir. Gayet tabi O’na itâat edebilmemiz ve O’nun da beni bedbahtlıktan kurtarabilmesi için mutlaka bizlere bazı şeyleri söylemiş olması gerekmektedir. O’nun din olarak kendilerine bazı şeyler söylediği kimseler de sadece kendi çağdaşlarından ibaret değildir, mutlaka sonraki nesillere de söylemiştir. Öyleyse söyledikleri sonraki nesillere de ulaşmış olmalıdır. 

6- “De ki: Allah’a itâat edin; Peygambere de itâat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, Peygamberin sorumluluğu kendine, sizin sorumluğunuz da size aittir. Eğer O’na itâat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygambere düşen, sadece açık açık duyurmaktır.

Bu âyette de Yüce Allah, doğru yolu bulmak için Peygamber’e itâatin zorunlu olduğunu haber vermekte, O’na itaatten yüz çevirenleri de tehdit etmektedir. Az önce söylediğimiz gibi O’na itâat edebilmemiz ve bununla doğru yolu bulabilmemiz için de mutlaka O’nun bize bazı şeyleri  söylemiş olması gerekir.

7- “Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı pek şiddetlidir.

Cenâb-ı Hak bu âyette mutlak olarak Hz. Peygamber’in emir ve yasaklarına uymayı emretmektedir. Bunun aksinin de, şiddetli bir azabı gerektireceğini haber vermektedir.

Bu âyetin ganimet taksimi sırasında, yapılan taksimi beğenmeyen münafık tabiatli birinin “bu adalet değildir” diye itiraz etmesi üzerine nâzil olduğu bilinmektedir. Komutanın tasarrufunda olan bir konuda bile Hz. Peygamber’e  tiraz etmek şiddetli bir azabı gerektiriyorsa, diğer konulardaki buyruklarına itiraz etmenin âkıbetini düşünmek gerekir.

Abdullah b. Mes’ûd dövme yaptırma yasağı ile ilgili hükmün Kur’ân hükmü olduğunu söylemesine itiraz edenlere karşı, ısrarla bu hükmün Kur’ân’da yer aldığını söyler. Hangi âyette bu hükmün yer aldığı sorulunca da, “Peygamber size ne verdiyse onu alın, neden menetti ise ondan sakının” meâlindeki âyeti okumuştu. Ona göre sünnetle sabit olan bir hüküm, Kur’ân hükmü gibidir, çünkü Cenâb-ı Hak “Peygamber size ne verdiyse onu alın, neden menetti ise ondan sakının” buyurmaktadır.

Âyet-i kerimenin son kısmındaki “Allah’ın azabı pek şiddetlidir” şeklindeki tehdit ifadesi, Hz. Peygamber’in emir ve yasaklarına uymayan mü’minler hakkındadır.

8- “Ey îmân edenler! Allah’a itâat edin, Peygamber’e de itâat edin ve sizden olan emir sahibine de itâat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah’a ve âhiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Rasûlü’ne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.”

Bu âyet-i kerimeye göre Rasûl’e itâat, hem Allah’ın mutlak emri, hem de Allah’a ve âhiret gününe imanın göstergesidir. Âyet-i kerîmedeki “Allah’a arz edin” ifadesini, Kur’ân’a arz edin diye anlamak mümkündür. Eğer Kur’ân’da  lmayan bazı şeyleri muhtevî bir sünnet ve hadîs yoksa o zaman âyetteki “Resûle arz edin” cümlesinin anlamı kalmaz. Cenâb-ı Hak her türlü anlamsız sözden münezzehtir.

9- “Biz her Peygamberi, ancak Allah’ın izni ile kendisine itâat edilsin diye gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlanmasını dileselerdi ve Rasûl de onların  ağışlanmasını dileseydi, elbette Allah’ı affedici ve merhametli bulurlardı

Âyet-i kerimeye göre her peygamberin gönderiliş amacı, kendisine itâat edilmesidir. Eğer Hz. Peygamber’den bizesahîh olarak bir şeyler gelmedi ise, o zaman O’na nasıl itâat edeceğiz? Kıyamete kadar gelen her insanın Hz. Peygamber’e itâatle yükümlü olduğuna göre mutlaka O’ndan kendilerine sahîh olarak bir şeyler gelmiş olmalıdır.

Her Müslüman, Hz. Peygamber’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna tereddütsüz inanır. Bundan farklı bir inanış, onu İslâm dairesinin dışına çıkarır. Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’a iman ve itâatin emredildiği hemen her âyette Allah ve Resûl birlikte zikredilmiştir. Bu elbette Cenâb-ı Hakk’ın, resûlü kendine ortak ettiği anlamına gelmez, aksine resûlün sözlerinin kendi muradının dışında olmadığını ifade eder. Şayet bunun aksi olsaydı, Allah, kendi muradını yansıtmayan birini kendine nasıl elçi seçti? diye sormak gerekirdi.

Ayrıca yukarıdaki âyette Hz. Peygamber’in insanlar için mağfiret dilemesinin de, Allah katında değer ifade ettiği belirtilmektedir.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.