Site Rengi

DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Az Bulutlu

UNUTMAYALIM; BUGÜNLER ŞÜKÜR, ZİKİR,DUA VE CÖMERTLİK GÜNLERİDİR

03.04.2020
A+
A-

SEVGİLİ DOSTLAR,

 

https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=1260442497493410&id=286373751566961?sfnsn=scwspwa&d=w&vh=e&extid=d9R9gzVTVCHvBSoC&d=w&vh=e

 

Geçen haftaki makalemde şöyle bir cümle kurmuştum okuyanlar hatırlayacaklardır:

Nimete kavuşmak önemli ama o nimeti muhafaza etmek, koruyup kollamak çok daha önemli.

Allah bize bir Müslüman vatan coğrafyası nasip etmiş. İman nasip etmiş. Müslüman bir vatan coğrafyasında yaşamayı nasip etmiş…Müslüman bir anadan babadan doğmayı nasip etmiş..

Kur’anların okunduğu, hadislerin dercedildiği, ahkamların öğrenilmeye ve deÖĞRENİLENİN tatbik edilmeye çalışıldığı bir vatannasip etmiş elhamdülillah.

İşte bu vatanda yaşarken kadr-ü kıymetini bilmediğimiz veya ihmal edip dünya sevdasına daldığımız bir kısım değerlerimizi  Mevla görünmeyen küçük bir virüsle elimizden aldı ve bizi ve bütün dünyayı evlere hapsetti. Değil mi?

Bizler için yeni bir fırsat doğdu o da ev halkı ile meşgul olma, aynı saatte aynı sofra etrafında yemek yemek, okumayı bilenlerimiz için Allah kelamı  Kur’an-ı Kerimin yapraklarını açıp  yeniden o mübarek kelâma merhaba demek, evimizde bir siyer kitabı varsa şayet sevgili peygamberimiz(sav)in hayatına merhaba demek, O’nun ahlakını yeniden gözden geçirip kendimize bir pay çıkarmak nasip oldu elhamdülillah..

 

Sevgili Dostlar,

Bir kısım dostlarımıza bu eve hapsedilmenin çok zor geldiğinin farkındayım ama bilelim ki bu da bir nimettir.

Bakınız Yüce Yaratıcımız  Bakara süresinin 216.ayetinde mealalen  ne buyuruyor

وَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـٔاً وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَعَسٰٓى اَنْ تُحِبُّوا شَيْـٔاً وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ

“…Umulur ki sizin kötü gördüğünüz şey sizin için hayırdır.Ve gene umulur ki sizin kendi açınızdan güzel gördüğünüz, iyi gördüğünüz şey sizin için şerdir. Onu yalnız Allah bilir siz bilemezsiniz…”

 

Sevgili dostlar,

Bu günler bizler için şükür kapılarının azda olsa aralandığı günlerdir. Geçen haftaki makalemde zikrettiğim ayet-i kerimeyi  hatırlayacaksınız

Yüce Allah Kur’anda buyuruyor ki:

(TÜRK HARFLERİ İLE YAZILIŞI)

Ve iz te’ezzenerabbukum le in şekertum le ezidennekum ve le in kefertuminneazabi le şedid.

Hani rabbiniz, ‘Eğer şükrederseniz size (nimetimi) daha çok vereceğim, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım pek şiddetlidir!’ diye bildirmişti.””  (İbrâhîm; 14/ 7)

 

Sevgili Dostlar,

En büyük şükür nimetlerin kadrini bilmektir.

Şu virüs belâsı yüzünden Sıhhat ve afiyet içersinde evimizde  oturmak bile  nimetlerin en büyüğüdür.  Zira seneler sonra hayatın koşuşturmalarından bizi sıyırdı aldı getirdi ve aile yuvamıza çoluk çocuğumuzun içine atıverdi Mevlâ bizi..

Ve bize ;

 “kulum senelerdir iş güç, hayat gailesi diye ihmal ettiğin, sabahın köründe(erkenden) sıcak yuvanı terk edip akşamın karanlığında  İhmal ettiğin ailenle yuvana döndüğün bu sıcak mekanda sevdiklerinle birazcık olsun vakit geçir onların dertleriyle hemdert ol..onlarla gül onlarla eğlen” dedi.. Bunun bari kıymetini bilelim ve iyi değerlendirelim…

 

Sevgili Dostlar,

Daha önce zikrettim mi bilmiyorum ama şükürle ilgili olan bu misali  burada zikretmek  istiyorum.

Sevgili  Peygamberimizin zikrettiği bu hadis  Bütün sahih kaynaklarımızda geçer. Ayrıca Diyanet işleri başkanlığının çıkardı “HADİSLERLE İSLAM” kitabının C.2 Sayfa 73-74 sayfalarında izahı yapılıyor. Herkesin mecburi ev istirahatinde bulunduğu bu Cuma gününde dikkat nazarlarınıza arzetmek istiyorum buyurun beraber  tezekkür edip düşünelim bakalım bize de böyle birileri gelip bizde olan şeyleri istese bir nasıl davranırdık acaba?

Gelelim Sevgili peygamberimiz(sav)in imtihan hadisine;

İsrâiloğulları içerisinde cildi alacalı, kel ve kör üç kişi vardı. Allah bunları imtihan etmek istedi ve onlara bir melek gönderdi.

Melek, derisi alacalı olan adama geldi ve en çok istediği şeyin ne olduğunu sordu.

 Adam, güzel görünümlü bir cilt istediğini, çünkü insanların, mevcut görüntüsüyle kendisini çirkin bulup ondan iğrendiklerini söyledi.

Bunun üzerine melek, adamın vücudunu sıvazladı ve şifa bulan adamın çirkinliği gitti.

Ona çok güzel bir renk ve hoş bir görünüm verilmişti. Daha sonra melek ona en çok hangi malı sevdiğini sordu.

Hastalıktan kurtulan adam, deveyi sevdiğini söyleyince, ona on aylık gebe bir deve verildi.

Melek, devenin onun için hayırlı olmasını temenni ederek adamın yanından ayrıldı ve başı kel olan adamın yanına gitti.  Ona da en çok istediği şeyin ne olduğunu sordu. O da kendisinden kelliği giderecek güzel bir saç istediğini söyledi.

 Melek onun başını sıvazlar sıvazlamaz kellikten eser kalmadığı gibi çok güzel saçları da oluverdi.

Melek ona da en çok hangi malı sevdiğini sordu. O, “ineği” sevdiğini söyleyince, kendisine gebe bir inek verildi. Melek bu adama da bahşedilen ineğin hayırlı olmasını temenni ederek yanından ayrıldı.

Melek son olarakâmâ olan adamın yanına geldi” ve dünyada en çok istediği şeyin ne olduğunu ona da sordu.

O, görmeyen gözlerinin açılmasını ve böylece insanları görmek istediğini söyledi.

Melek adamın gözlerini sıvazladı ve adam görmeye başladı. Ardından daha öncekilere sorduğu gibi ona da hangi malı çok sevdiğini sordu. Adam koyunları sevdiğini söyleyince, kendisine kuzulu bir koyun verildi.

 

Sevgili dostlar,

 Herkes istediğini aldığı için artık bu safhadan sonra imtihan başlıyor.

 

Bir müddet sonra bu kişilere bahşedilen hayvanlar yavruladı ve çoğaldı. Bu suretle birinin bir vadi dolusu devesi, diğerinin bir vadi dolusu sığırı, ötekisinin de bir vadi dolusu koyunu oldu. Aradan yıllar geçti. Melek, bu üç kişinin karşısına bir kez daha çıktı.

 Ama bu sefer onların karşısına çıkma sebebi, nimeti veren Allah”a karşı onları şükür imtihanına tâbi tutmaktı.

Bu amaçla önce cildi alacalı olup da Allah”ın sıhhat ve mal verdiği adamın yanına geldi. Tıpkı onun eski hâli gibi hastalıklı ve yoksul bir insan suretine girmişti.

Ona dedi ki, Ben fakir biriyim. Bütün çarelerim tükendi. Yolculuğu tamamlayabilmem önce Allah”ın inayeti sonra da senin yardımınla mümkündür. Şimdi ben, sana güzel bir renk, güzel bir görünüm ve mal veren Allah rızası için,senden bir deve istiyorum. Bu sayede yolculuğumu tamamlayayım ve memleketime ulaşayım.”

İnsan suretindeki meleğin isteklerini dinleyen adam, “(İyi ama malımda) hak sahipleri çoktur.” diye cevap verince, melek ona, “Sanki seni tanır gibiyim. Sen insanların iğrendiği, cildi alacalı olan kişi değil miydin? Fakir olduğun hâlde Allah bu malı mülkü sana vermedi mi?” diye sordu. Meleğin sorularına karşılık adam, “(Hayır) yemin olsun ki bu mal mülk bana atalarımdan miras kaldı.” dedi.

Melek de ona cevaben, “Eğer sen yalan söylüyorsan Allah seni eski hâline döndürsün!” dedi ve oradan ayrıldı.

 

Sonra kel olan adamın yanına kel bir insan suretinde gitti ve aynı şeyleri söyledi. Bu adam da alacalı adamın yaptığı gibi meleğe yardım etmeyi reddetti. Melek de ona, “Eğer sen bu sözlerinde yalancı isen, Allah seni eski hâline döndürsün!” dedi.

 

Ardından âmâ bir insan suretine girerek eskiden âmâ olan adamın yanına giden melek, ona dedi ki,

 “Ben garib bir yolcuyum. Yolda kaldım. Önce Allah”ın, sonra senin yardımınla ancak gideceğim yere ulaşabilirim. Şimdi ben, sana görme kabiliyetini bahşeden Yüce Allah”ın rızası için, senden bir koyun istiyorum ki ondan istifade ederek gideceğim yere ulaşabileyim.”

Meleğin bu isteği üzerine âmâ olup da Allah”ın sıhhat verdiği adam dedi ki, Evet ben gerçekten kördüm. Allah bana görme kabiliyetini bahşetti. Fakir idim, beni zenginleştirdi. (İşte koyunlarım!) Dilediğin kadar al. Allah”a yemin ederim ki, bugün Allah rızası için benden alacağın hiçbir şeyde sana sınır koymam.

Bunun üzerine melek ona, “Malın senin olsun. Siz imtihan edildiniz; neticede Allah senden razı oldu; diğer iki arkadaşın ise Allah”ın gazabına uğradılar.” dedi.

 

Sevgili Dostlar,

Her nimet bir imtihan vesilesidir. Nimeti vereni hatırlamak ve ona teşekkür etmek, hem nimeti artırır hem de bereketlendirir. Nimeti vereni tanımamak ve nimetin asıl sahibini unutmak ise küfrân-ı nimet yani nimete karşı nankörlüktür.

Onun için Yüce Allah Kur’anda buyuruyor duya:

(TÜRK HARFLERİ İLE YAZILIŞI)

Ve iz te’ezzenerabbukum le in şekertum le ezidennekum ve le in kefertuminneazabi le şedid.

Hani rabbiniz, ‘Eğer şükrederseniz size (nimetimi) daha çok vereceğim, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım pek şiddetlidir!’ diye bildirmişti.””  (İbrâhîm; 14/ 7)

 

Bu çarpıcı misalle Allah Resûlü,(sav) insanın acziyetini, varlıklı hâlini, şükür edip etmeme durumunu çarpıcı bir misalle arkadaşlarına anlatmıştır.

 

Sahâbenin meşhur öğrencilerinden ve asrının ileri gelen âlimlerinden Atâ b. Ebû Rebâh ile Ubeyd b. Umeyr, bir gün Resûl-i Ekrem”i en yakından tanıyan sevgili eşi Hz. Âişe”ye gelirler. Ubeyd b. Umeyr,Anneciğim! Resûl-i Ekrem”de gördüğün en hayretâmiz davranışı bize anlatır mısın?” der.

Hz. Âişe validemiz de bir müddet sustuktan sonra şöyle cevap verir: “Bir gece bana,Ey Âişe! İzin verirsen kalkıp bu gece Rabbime ibadet edeyim.” dedi. Ben de “Vallahi, ben sana yakın olmayı da seni sevindirecek şeyi de severim” dedim.

Kalkıp abdest aldı. Sonra namaza başladı. Namazda ağladı ve gözyaşları göğsüne, sakalına ve secde ettiği yere damladı. Daha sonra Bilâl-i Habeşî sabah ezanını okumaya geldi.

Allah Resûlü”nün ağladığını görünce, bende kendisine:

Yâ Resûlallah! Yüce Allah geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affettiği hâlde niçin ağlıyorsun? dedim.  Allah Resûlü bana şu cevabı verdi: Ben Allah”a şükreden bir kul olmayayım mı?” ”(HADİSLERLE İSLAM” kitabının C.2 Sayfa 73-74-75. sayfalarına bakabilirsiniz)

 

 Evet sevgili dostlar,

Bu hadisden alacağımız derslerle bizler de evlerimizde mecburi  ikamete tabu tutulduğumuz şu günlerde rabbimize karşı şükreden bir kul olduğumuzu hatırlamamız dileği ile herkese hayırlı Cuma’lar diliyorum. Bu mübarek Cuma’nın feyiz ve bereketi hanelerinize dolsun. Rabbim bizleri ve aziz  milletimizi bu badireden bir an önce kurtarsın.

Sabrınızı zorlamamak için “ZİKİR,DUA VE CÖMERTLİK” konularını önümüzdeki haftaya bırakıyorum.

 

Şimdi gelelim sizden gelen sorulara:

Soru:1)

Saçlarım erken yaşlarda döküldü. Bu beni çok rahatsız ediyor. Özellikle çevremdekiler beni görüp “aaa nasıl olmuşsun böyle” deyince kötü oluyorum. Çok takıntılı hale geldim. Saç ekimi yaptırmayı düşünüyorum, fakat caiz değil diyorlar. Ne düşünüyorsunuz?

Cevap:

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun bir kararını aktarıyorum:

“… Sahih hadis kitaplarının hepsi, Hz. Peygamber’in dökülen saçın yerine saç eklemeyi ve ekletmeyi yasakladığını rivayet ederler.

Nitekim Buhârî ve Müslim’in rivayetine göre, ensardan bir cariye evlendikten sonra hastalanmış ve saçı dökülmüştü. Ailesi ona takma saç bağlamak istediler ve bunu Resûlullah’tan sordular. Hz. Peygamber bunun üzerine, ‘Allah, saç ekleyene ve eklettirene lânet etsin.’ buyurarak bunu yasakladı (Buhârî, “Libâs”, 83; Müslim, “Libâs”, 117).

(…) Kadın olsun erkek olsun saçtan veya saça benzer bir maddeden peruk takmasının Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından hoş karşılanmadığı; ancak saçı dökülen kimsenin tedavi ile bunu önlemesinin veya yeniden saç bitmesini sağlamasının caiz görüldüğü söylenebilir.

Bu kararı da dikkate alarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, toplum içinde rahatsızlık duyuyorsanız saç ektirmenizde dinî bir sakınca yoktur.

 Ayrıca saçsızlık yüzünden maddî veya psikolojik olarak rahatsız olan bir kimse başına saç ektirebilir; bu bir nevi tedavidir ve caizdir.

Meselenin daha iyi değerlendirilmesi için Diyanet İşleri başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun estetik ameliyatla ilgili olarak 28.11.2002 tarihinde verdiği fetvanın bir paragrafını buraya alıyorum:

“(…) Dikkat çekmek, daha güzel görünmek amacıyla, yaratılıştan verilmiş olan özellik ve şekillerin değiştirilmesi İslâm dininde, fıtratı bozma kabul edilerek yasaklanmıştır.

Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), süslenmek maksadıyla vücuda dövme yapmak, dişleri yontarak seyrekleştirmek gibi ameliyeleri, yaratılışı değiştirmek, fıtratı bozmak kapsamında değerlendirmiş ve bunu yapanları ve yaptıranları kınamıştır(Buhârî, Libâs, 83-87; Müslim, Libas, 33).

Buna karşılık, vücudun herhangi bir organında, diğer insanlar tarafından yadırganan, insanın psikolojik olarak etkilenmesine sebep olabilecek, bir anormallik veya fazlalık bulunursa, bunun ameliyatla düzeltilmesi, fıtratı bozmak değil, bir tedavi işlemidir. Tedavi amaçlı olarak yapılan estetik müdahalelere ise dinimizde izin verilmiştir.

Nitekim Arfece adlı sahabi, bir savaşta burnu kopunca, gümüşten bir burun yaptırmış, bunun koku yapması üzerine, altından bir burun yaptırılmasına Hz. Peygamber müsaade etmiştir(Ebû Dâvûd, Hatem, 7; Tirmizî, Libâs, 31).

Buna göre hastalık sebebiyle saçları dökülenler, kaza sonucu burun, kulak, göz gibi organlarını kaybedenler veya vücudunda doğuştan ya da sonradan meydana gelen şekil bozuklukları bulunanların estetik ameliyat yaptırmaları bir tür tedavi olup, fıtratı bozmak kapsamında değerlendirilemez.[1][1]

 

Soru:2)

Filistin’de kardeşlerimizi öldürüyorlar ama biz hiç bir şey yapmıyoruz hocam. Günaha mı giriyoruz, ne yapmalıyız?

 

Cevap:

Bizim, yerin altındakileri hesap etmeksizin 400 küsur sene hizmet ettiğimiz bu mübarek topraklardan (kendi içlerinden casuslar bulmak suretiyle) içten pazarlıklı Batılılar Osmanlı’yı arkadan vurarak bizi buralardan kovmuş, kendisi oraları -sırf petrol olduğu için- işgal etmiş, o günden bugüne kadar da Orta Doğu’da kan ve gözyaşı dinmemiş ve halen hem kan ve hem de Müslümanların gözyaşları akmaya devam ediyor.

Her devletin sınırları belli ama Orta Doğu’da İşgalci Siyonist İsrail’in sınırları belli değil.

 İşgal ettiği toprakların % 80-85’i gasp edilmiş topraklardır. Allah’ın Kur’ân’da lanetlediği bir milleti maalesef Batılılar kendilerine karakolluk yapsın diye yerleştirmişler ve dağdan gelip bağdakini kovmaya gayret ediyorlar.

 Türkiye hariç bütün dünya da “Hey arkadaş sen dağdan geldin bağdakini kovuyorsun ne bu hal!” demedi, demiyor.

Öyle olunca da zalim ve gaddar Siyonist Yahudi, Filistinlilere kan kusturuyor.

Dileyelim bunların düşmanlarını Mevlâ kendi içlerinden versin. Müslümanlara yaşattıkları bu zulmü başlarına makus eylesin.

Filistin’deki kardeşlerimize şu anda yapacağımız tek şey var; o da dua etmek ve kampanya açıldığında maddî katkıda bulunmak. Başka elimizden gelen bir şey yok ki sevgili kardeşim. Rabbim yâr ve yardımcıları olsun.

 

Soru:3)

Dizilerde, filmlerde söylenenleri, konuşulan sözleri melekler yazıyor mu?

Cevap:

Allah Teâlâ bize verdiği nefeslerin hesabını bizden soracak. Fecir Suresi’nin 14. ayetinde,

“Çünkü rabbin her şeyi yakından gözetlemektedir.”

(Fecr, 89/14) buyrulmaktadır.

Yüce Allah’ın ilmi sonsuzdur. Dünyadaki bütün kullarının yaptıklarını gözetleyip zapta geçirmektedir. Dolayısıyla kişi nerede ne konuşmuşsa Allah onun hesabını soracaktır.

Bize verdiği her azamızın hesabı var. Ağzımızın ve içindeki dilimizden de konuştuğu her şeyin hesabını soracak. Bunu dili ister dizide kullan istersen, dizi dışında. İnsanoğlunun dünyada yaptığı her şey zabıtlara geçiyor, kitaplara kaydoluyor. Kur’ân’ın ifadesine göre kıyamet gününde herkesin kitabı eline verilecek ve

“Oku şimdi kitabını! Bugün kendini yargılamak üzere kendi nefsin yeter!” (İsrâ,17/14) denilecek. Rabbim hesap gününün dehşetinde bize yardım eylesin ve huzurundan yüz akı ile ayrılmamızı nasip etsin.

Kişi iyi şeyler yapmışsa mükâfatını, kötü şeyler işlemişse onun da cezasını görecek.Haftaya buluşmak üzere..Kalın sağlıcakla

 

[1][1] Daha geniş bilgi için, www.diyanet.gov.tr “Din İşleri Yüksek Kurulu Kararları” bölümüne bakılabilir.

 

Yusuf KAVAKLI

Emekli İst.Müftü Yardımcısı

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.