Site Rengi

DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Gök Gürültülü

HİÇ BİLENLERLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?

24.11.2020
A+
A-

HİÇ BİLENLERLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?

İndirdiği ilk ayetle “Yaratan Rabbinin adıyla’ okumayı emreden;
İnsana kalemle yazmayı,
Kur’an’ı konuşarak maksadını açıklamayı ve bilmediğini öğreten,
“Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” diyen,
Vahdâniyyetine kendisi ve meleklerinden sonra ilim sahiplerini şahit tutan,
İlim sahiplerini derece derece diğer müminler üzerine yükselten,
Müminleri daha fazla ilme sahip olmak için duaya teşvik ede ve
“Allah’tan ancak âlim olan kulları gereğince korkar”buyuran Cenabı Hakk’ın ilme ne kadar önem verdiği inkar edilemez.
Kuran’ın 7. yüzyılda vahiy edilmeye başlandığı dikkate alındığında çok kısa bir süre içerisinde özellikle 9. ve 13. yüzyıllar arasında bilimde, felsefede ve sanatta İslam düşünce sinin inanılmaz yükselişine tanıklık edilmektedir.
Nitekim Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav), Ashab-ı Suffeyi yetiştirmiş, cahiliye döneminin kötü adetlerini de ancak ilim ve irfan yoluyla bertaraf etmiştir.
İnsanları düşünce ve bilim üretmeye bu kadar teşvik eden Kuran gibi muazzam bir kitaba inananların günümüz dünyasında bilim ve düşünce üretmek yerine uğraştıkları şeyler, Kuran’ın hayatımıza yansımadığının önemli göstergelerinden biridir. Her ne kadar yakın dönemde bilimde bu denli geri kalmış olsak da, bilim ve düşünce tarihine baktığımızda Müslüman düşünür ve bilim insanlarının bilime çok önemli katkılar sağladıklarını bilmekteyiz.
Dünya, her geçen gün değişiyor. Bu değişim ve dönüşümün temeli ise; muhakkak ki ilme, bilime ve okumaya dayanıyor. Başarı, okumak ve azmin zaferidir. Bu zaferin en güncel eseri olan ve dünyaya yön veren teknolojinin altında ise, çok ciddi ilim adamları ve bilgi vardır. Müslümanlar, ilimle ve irfanla birçok çalışmalar ve buluşlar yapmışlardır. Dolayısıyla bugün ki teknolojinin bilimin ilmi kaynağı, Müslüman bilim adamlarımızın varlığıyla sağlanmıştır.
‘Bilgelik Evi’ (Beyt el-Hikme), bu konuda verilebilecek güzel bir örnektir.800’lü yılların başında Bağdat’ta Halife Harun Reşit tarafından kurulan ve onun yerine geçen oğlu Halife El Memun zamanında zirveye çıkan bu bilgelik ve bilim merkezi, sonraki halifeler tarafından da desteklenmiştir.
Dikkat edileceği üzere, toplumların yükselişleri ve çöküşleri de bilgi ve kültürleriyle doğrudan orantılıdır. Okumayan, düşünmeyen ve hakikatleri sorgulamayan bir toplum yok olmaya mahkumdur.
Ne yazık ki dünyaya ilmi ve medeniyeti götüren bir ecdadın torunları ise artık bugün, bilgiden, okumaktan, kültürel değerlerinden uzaklaştığı için; üretmeye değil, tüketmeye mahkum oldu. Buhranlı toplumlar baş gösterdi. Ortadoğu’da ve Müslüman coğrafyasında yaşanan olayların temelinde de yine ilimsizlik ve irfansızlık yatmaktadır. Elbette ki kurtuluşun yegane yolu ilim, irfan ve ahlaktadır.
İnsanımızın bilimden, fenden, ilmi değerlerden ne kadar uzakta kaldığının bir göstergesi de 2015 yılına kadar, Müslümanlar olarak sahip olduğumuz sadece iki Nobel Ödülü’nün olmasır. Bu ödülü kazananlardan biri Pakistanlı fizikçi Muhammed Abdus Salam (1926-1996), diğeri Mısırlı kimyager Ahmed Hassan Zewail (1946- ). Söz konusu iki bilim insanı da, zaten Batı’ya göç etmiş ve bilimsel faaliyetlerini Batı’da gerçekleştirmişler.
2015 yılında ‘DNA onarımı’ hakkındaki bilimsel çalışmasıyla Nobel Kimya Ödülü’nü kazanan, Amerika’daki Kuzey Carolina Üniversitesi biyokimya ve biyofizik bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Aziz Sancar hocamız ile ilk defa hem Müslüman hem de ülkemiz topraklarında yetişmiş bir bilim insanının bu ödüle layık görülmesinin haklı gururunu -şükür ki- yaşadık.
Batı’nın örnek alınması gereken bilimsel ve ilmi özelliklerinin değerlendirilmesi elbette çok önemlidir. Ne yazık ki günümüz insanı asıl gayemiz olan ilmi alacağı yerde, Avrupalılaşmak hevesi altında kendi öz kültürünü yozlaştıran batının yaşamını model almaktadır. Bu, toplum olarak büyük bir ziyandı.
İlmin insanı ve milletleri yükselttiğini çok iyi idrak etmiş olan Milli şairimiz Mehmet Akif ERSOY, bu konuda şöyle der:
“Alınız ilmini Garb’ın, alınız sanatını;
Veriniz mesainize de son süratini.
Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız;
Çünkü milliyeti yok sanatın, ilmin yalnız.İyi hatırda tutun ettiğim ihtarı demin;
Bütün edvar-ı terakkiyi yarıp geçmek için,
Kendi mahiyet-i ruhiyeniz olsun kılavuz.
Çünkü beyhudedir ümmid-i selamet onsun.’’
Muhakkak ki tüm ilimler en başta kişinin kendini bilmesiyle başlar. Bu vesileyle sözlerimi,Yunus Emre’nin şu şiiri ile bitirmek istiyorum:
İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir,
Sen kendini bilmezsin,ya nice okumaktır?
Okumaktan mana ne, kişi Hakkı bilmektir,
Çün okudun bilmezsin, ha bir kuru emektir.
Okudum bildim deme, çok taat kıldım deme,
Eri hak bilmez isen, abes yere yelmektir.
Dört kitabın manası bellidir bir elifte,
Sen elifi bilmezsin, bu nice okumaktır?
Yiğirmi dokuz hece, okursun uçtan uca,
Sen elif dersin hoca, manası ne demektir?
Yunus der ki: Ey hoca, gerekse var bin Hacca,
Hepisinden iyice, bir gönüle girmektir.

 

Selam ve dua ile….

Hacı ARICI

 

 

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.