Site Rengi

DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Gök Gürültülü

İTTİHATÇILARI DESTEKLEYENLERİN DİKKATİNE!

06.06.2021
A+
A-

 

İbretle okunacak bir yazı.TYB Üyesi,Tarihçi Şair Eyüp  YAĞMURLU Üstadın yayınlanmasını istediği ve şahsıma göndermiş olduğu yazıyı onun adına sizlerle paylaşıyorum.Eyüp  beyin Kalemine yüreğine sağlık.

İTTİHATÇILARI DESTEKLEYENLERİN DİKKATİNE!

Abdülaziz Hanın kızı ve Sultan Abdülhamid Hanın kız kardeşi ve Mason ve İttihatçı Mahmut Celaleddin Paşanın Hatunu, Sabahattin ve Lütfullah’ın anneleri Seniha Sultan’ın Mektupları
Yazacağımız satırları yayınlayan Fransız Yazarı Claude Ferrere (1876-1957) ve Fransız Akademi üyesidir. Fransa için önemli bir adamdır. Aynı zamanda da subaydır. Dünyaca tanınan hikaye ve roman yazarı Claude, bir Fransız Deniz Subayıdır. 1919 da subaylıktan ayrılıp kendini edebiyata vermiştir. Osmanlıya birkaç defa gelmiştir. En son da Mustafa Kemal Atatürk zamanında gelir ve Atatürk tarafından kabul edilir. 1. Cihan Harbi ve daha sonraları Türklere, Avrupanın ve Ermenilerin yaptığı zulmü anlatır. Yazısında şu cümlesi çok manidardır: “1913 te bu hücumu yapanların, artık bugün tek kelime söylemeye yüzleri yoktur. Cihan Harbi bitti, Selanik ordusundaki bütün Fransız askerleri Doğudaki kurbanların Hristiyanlardan çok Müslümanlar, cellatların da, Osmanlıdan çok Ermeniler olduğunu bilmektedir.” İşte bu yazısı Ermeni, sözde soykırımı için de önemlidir. Bütün dünyaya ilan edilmelidir. Başta ABD, Fransa ve diğer Hıristiyan devletlerine.
Claude, Pierre Loti (1850-1923) gibi Türk dostudur ve Türkleri çok iyi tanımaktadır. Tanıdıkça da sevmeye laik bir halk olduğuna karar verir ve bu fikirlerini Fransız gazetelerinde her türlü baskı ve tehdide rağmen usanmadan yazar.
Türklerle alakalı bir devrin henüz aydınlanmamış bir dönemini aydınlatması bakımından ve hem de İttihatçıların en önde gelen adamı Mahmud Celaleddin Paşanın (1853-1903) karısı Seniha Sultan (1852-1931) ve Abdülhamid Hanın da kız kardeşi olmasından dolayı ayrıca da önem arz etmektedir. Kendi itiraflarına göre müthiş bir Abdülhamid Han (1842-1918) düşmanı ve İttihatçıdır. Zira İttihatın müsavat ve hürriyet palavralarına alabildiğine inanmaktadır. Bu nedenle de Sultan Abdülhamid Hanın tahtan indirilmesini kutlar. Kendisi, oğulları ve kocasının da ihanet içinde olduğunu anladığında iş işten geçmiştir. İçini ancak bir Fransız Prensesine döker ve mektuplarının da ifşa edilmeyeceğine inandığından müthiş itiraflarda bulunur.
Şimdi sözü Abdülmecid Hanın (1823-1861) kızı ve Sultan Abdülhamid Hanın kız kardeşi olan Seniha Sultan’a bırakalım. Fransız Prensesi Madam Simone de La Cherte’ye yazdığı 7 mektup vardır. Bunların bazısında aralarındaki dostluktan, İstanbul’daki günlerinde bahseder. Son iki mektubu ise tamamen İtihatçılar ve Osmanlının içinde bulunduğu duruma ayırmıştır ve çok manidardır. Zira hem kocası İttihatçıların lideridir. Hem de kendisi handandandır. Çocukları ve kocası yurt dışına kaçmış ve Genç Osmanlılar denen zümredendir. Mahmud Celaleddin damattır ve tarihteki, elan da damat bulunanlar gibi Hanedana ihanet etmiştir. Osmanlı tarihinde ihanet etmemiş damat sayısı çok azdır. Her ne hikmetse. Ben bunun sebebini öğrendim lakin burada yeri olmadığı için yazmayacağım. Şimdi Seniha Sultanın, ihanet ve itiraflarını anlattığı 6. Ve 7. Mektuplarına geçelim:
Dışarıda Bulgaristan ve Rumeli vergi vermemekte direniyor. Bosna ve Hersek bizden ayrıldı. Girit isyan halinde. İçeride Arnavutluk, Mekadonya, Suriye, Arabistan, Kürdistan yer yer ayaklanıyor ve kendi elleri ile memleketlerini parçalamaya çalışıyorlar. Çeşmelerden akan sular gibi her tarafta Türk kanı akmaktadır. Şu Karadağ bile ordusunu üzerimize sürmeye hazırlanıyor.
1877 de Yeniçeriler kaldırılınca ölür gibi olmuştuk. Amma şerefle kaybedilmiş savaşlardan sonra.
İttihatçıların bu ihtilalinden de aynı şeyi bekliyorduk. Belki yeniden bir diriliş olacaktı bizim için ama hiç olmazsa parlak bir can çekişme geçirecektik. Ah sevgili hemşirem, bana Türkiye’de kadın haklarından bahsetmiştiniz. Bu İttihatçılar devrinde, Türk kadını üst üste üç peçe de taksa açık arabada gezemez. Londolların üstü örtük camları kapalı, perdeleri indirilmiş olacak. Oysa Abdülhamid Han zamanında böyle bir şey görmedik.
Elveda mavi gözlüm. Belli olmaz, hemşireniz artık uzun müddet, Hristiyan hemşiresine mektup yazabilecek mi acaba?
Seniha 6. Mektup

7. Son Mektup
Prenses Seniha’dan
Madam Simone de La Cheret’e
Haliç, 19- Şevval 1329 (11 Ekim 1911)
Ah sevgili iki gözüm, bugün hayatın çok hazin geçen en acı ve en üzüntülü mektubunu yazıyorum. Belki de bu son mektubum olacak. Evet belki de bir daha hiç yazamayacağım.
Son mektup. Bu iki kelimeyi yazarken kalemin ucu kırıldı. Mümkün mü bunları yazan ben miyim? Dostuma kesin olarak elveda diyen ben zavallı Senihacık mıyım? Bu korkunç yabancı gemiye bindirilen şahıs ben miyim? Belki bir daha asla asla geri dönemeyeceğim bu sonsuz seyahate çıkan ben miyim?
Lakin hiçbir şey bilmiyorsunuz. Önce anlatmalıyım.
Aslında öyle de basit ki, nasıl oldu da daha evvel Tahmin edemedik gözlerimize perde mi inmişti? Ne olmuştu?
O halde dinleyin: Uzun zaman kör kalan bizim halkımız, İttihat ihtilalini büyük bir sevinçle karşılayan halkımız, bütün sefaletlerin, geriliklerin artık bittiğine inanan halkımız, işlediği masumane hatayı artık görüyor. Böylesine alkışladığı, böylesine inanarak, güvenerek bağlandığı İttihat ne getirdi ona? Neyi gerçekleştirdi? Bilançosu nedir?
İçeride zulüm, örfi idare, feminizim konularında gerileme. Bütün hazinelerin, bütün ihtiyat akçelerinin gasbı. Dışarıda Bulgaristanın kaybı, doğu Rumelinin kaybı, Bosna ve Hersek’in kaybı. Trablus kaybı, Girit’in müstakbel kaybı, Fransızlardan düşmanlık, İngilizlerden düşmanlık, Almanlarla ittifak. Kurtla kuzunun ittifakı. Yemen’de isyan, Arnavutlukda isyan, Kürdistan’da isyan, Suriye’de isyan. Evet bunların hepsi. İşte şimdi Türkler iri iri açılmış gözlerinin karşısında bunları görüyor.
İttitah ve Teraki fırkası, ne fırka yarabbi? İktidarı Abdülhamidin ihtiyar ellerinden kopardığı zaman, henüz, namuslu, fedakar, zeki, kendisini halkın menfaatlerine vakfetmiş. Gençlerden ibaretti. Amma hepsi de çok tecrübesizdi. İnanılmayacak kadar. Akıllara durgunluk verecek kadar tecrübesiz.
Bu saf insanlar sandılar ki Türkiye’yi iyiye ve doğruya götürmek için dürüst olmak kafidir.
Heyhat ne hata. Ne dürüstlük ne de iyilik dünyanın bütün hükümetlerindeki cihanşümul sapıklığa karşı bir işe yaramaz. Başlangıçta hiç kusursuz olan İttihat Mecid, Aziz ve Hamid’den daha az kötülük etmedi. Zira bu üç padişah devrinde, yani üç çeyrek asırda, İttihatçıların yani Genç Türklerin/Jön Türk üç senelik iktidarından daha ucuza mal olmuştur.
O HALDE, İYİ OLSUN KÖTÜ OLSUN KABAHAT JÖN TÜRKLER’DEDİR. Zira üç yıllık iktidar boyunca sürüye katılan bunca aç gözlü koyuna rağmen bugün bile içlerinde hala iyiler var. Evet kabahat Jön Türkler’de. Öyle ki, bu meşum maceradan, şereflerini bile kurtaramayacak kadar.
Daha dün kocam saraydan dönüşünde gözyaşları içinde kendisini divana attı. Ve şu korkunç sözleri söyledi:
“Öldürecekler beni. Zararı yok. Ama ardından vatanın elden gitmesine benim sebep olduğumu söyleyecekler. Ve tarih böyle yazacak. Kim bilir, belki de doğrudur.”
İşte şimdi öğrendiniz beni ve Leylamı bütün harem ile gönderiyor. Yanında kalmamızı istemiyor. Yalnız başına olursa düşmanlarla daha iyi mücadele edeceğini söylüyor (düşmanlar kim acaba?) bizi hepimizi Beyrut’a gidecek Fransız vapuruna bindirdi. Beyruttan Şam’a ve Şam’dan da daha öteye gideceğiz. Kesin olarak nereye gideceğimizi ben de bilmiyorum. Paşanın orada eskiden kalma bir arazisi vardı.
Belki çölde bir şehre belki de çölde gözden ırak olan bir ıssız yere. İşte orada bekleyeceğiz. Sonumuzu bekleyeceğiz.
Ne son? Sadece bu sonun ALLAH tan, ani ve acısız bir ölüm olmasını dilerim.
Bir zamanlar burada yaşayanların ve yine de yaşamakta devam edecek olanların dünyadaki bütün halklardan en namuslu, en cesur ve en yumuşak huylusu, ne fadakarı olduğunu unutmayın. Ve hele bu halkın kimin elinde nasıl öldürüldüğünü asla unutmayın.
Sonra da ben hemşireciğini tarifsiz kederler içinde olduğumu unutmayın.
Seniha.
Bundan sonra Claude Farrere kendisi yazıyor:
Prenses Seniha bu mektupları, Osmanlı faciasının yaşandığı, o kötü 1911 yılında yazdı.
Nihayet 1914 yılı geldi. Almanya, bütün Avrupa devletlerinin, hatalarından, alçaklıklarından, cehaletlerinden istifade etmesini bildi. Batılıların haksızlığın karşısında perişan olmuş İstanbul, Alman projeleri için olmuş meyve idi. Jön-Türk hükümeti son bir cinayeti daha işleyerek, Padişaha danışmadan ve farkına bile vardırmadan savaşa soktu. Ve bu son faciayı teşkil etti.
Kimbilir? Türkiye’nin son derece kuvvetli bir bünyesi vardı. Öyle görülüyor ki, kafası kesilse bile kendisini kolay kolay ölüme terk etmeyecektir. Londra istediği. Kadar Atinalı uşaklarını Ankara’ya saldırtsın, son söz henüz söylenmiş değildir.
Dipnot: Unutmayın bu satırlar 1921 senesinde yazıldı. Yazarın bu inanılmaz kehaneti iki yıl içinde gerçekleşti. Claude Ferrere, daha sonraki yıllarda Türkiye’ye geldi ve Atatürk tarafından misafir edildi.
(Claude Ferrere, Türklerin Manevi Gücü, Seniha Sultan’ın Mektupları)
Yayına Hazırlayan:

TYB Üyesi, Tarihçi ve Şair Edip Yağmurlu.

Selam ve Dua 🤲

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.